Türkiye’de bir nükleer kaza olursa haberimiz olacak mı?

Tohoku depremi ve Fukuşima kazası sırasında ben Japonya’da, Tokyo yakınlarında oturan bir doktora öğrencisiydim. Deprem Tokyo saatiyle öğleden sonra üçe doğru vurmuş, bundan bir saat sonra da dev tsunami Japonya’nın doğu kıyılarına ulaşmıştı. Sonrasını izlemişsinizdir.

Fotoğraf: Masaru Kamikura

Daha önce yazmıştım, bu çapta bir afet bilim insanlarını şaşırtmadı. Zira bunun her bin yılda bir tekrarladığını ve bir yenisinin vaktinin geldiğini anlamışlardı. Ancak bunu devlete ve tehlikedeki Fukuşima santralinin işletmecisi şirkete anlatamadılar. Önlemler geliştirilmedi.

Depremle ana soğutma sistemleri, tsunamiyle yedek soğutma sistemleri de bozulan Fukuşima Nükleer Enerji Santrali’nde işler daha o saat ters gitmeye başlamıştı. Ama depremin ertesi gününe kadar bunu hiç duymadık. Ancak ondan sonra, kontrolsüz enerjinin kazanları eritip eritmediği tartışmaları başladı. Aslında cevabı işletmeci şirket TEPCO biliyordu, kazanlar erimişti bile, ama bunu ne halka söylüyordu, ne de Başbakan Naoto Kan’a. Şu videonun 4. dakika 20. saniyesinden itibaren Naoto Kan bunu anlatıyor (İngilizce):

Hattâ şu da oldu:

O kadar ki, biri eski başbakan iki Japon milletvekili, Nature dergisine yazdıkları yorumda, hükûmetten bağımsız dört kişilik bir milletvekili ekibi kurarak durumu değerlendirmeye çalıştıklarını, ancak bilgi isteklerinin önce tamamen geri çevrildiğini, sonra da güvenlik gerekçesiyle ancak kısmen karşılandığını, ve hükûmetin verdiği bilgilerin ne santraldeki durum ne de radyoaktif serpinti konusundaki soruları yeterince cevaplayabiliğini belirttiler. Gerçekten de santralin işletmecisi olan şirket, santral hakkındaki kılavuzu önce bir hayli kırpılmış şekilde yayınlamış, tamamını kamuoyuna ancak ekim ayında sağlamıştı. [Kendi yazımdan]

Çernobil kazasındaki durum bundan beterdi: Moskova, kazayı nükleer santralin yanıbaşındaki Pripyat kasabasının sakinlerinden bile birkaç gün boyunca saklamıştı. Kazanın kokusu ancak komşu Avrupa ülkelerinde radyoaktivite tespit edilmesiyle ortaya çıkmıştı.

Şimdi biz bir nükleer santral işini Ruslara verdik, diğerini Japonlara veriyoruz. Benim korkum nükleer enerjinin kendisi değil, buna ilke olarak karşı değilim. Güneş ve rüzgâr gibi daha sürdürülebilir enerjilerin üretimi ve depolanması geliştirilene kadar belki de nükleer enerjiye muhtacız, fosil yakıtlardan kaçınabilmek için.

Ama insanlar beni korkutuyor.

Ülkemizde bir nükleer kaza olsa, bu insanlardan halka zamanında ve güvenilir bilgi vermelerini bekleyebilecek miyiz? Kendi ülkelerinde, kendi halklarına yapmamışlardı bu iyiliği.

Ayrıca, kendi yöneticilerimize güveniyor muyuz? Bir kaza halinde bize bu bilgileri verecekler mi? Yoksa kendilerini ve santrallerin işletmecilerini mi koruyacaklar?

Santralde çalışması için nükleer enerji konusunda eğitimli ve deneyimli kişilerin mi işe alınmasını sağlayacaklar, yoksa kendi akrabalarının, eşlerinin, dostlarının, partililerinin mi?

Bu sorulara güzel cevaplar verene kadar Türkiye’de nükleer enerjiye güvenemiyor olacağım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.